Tarikatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarikatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2013 Pazartesi

Sistersiyen Tarikatı (Order of Cistercian)

Order of Cistercian
Sistersiyen Tarikatı (Order of Cistercian) hıristiyanlığın katolik koluna bağlı kendilerini dünya işlerinden ayırmış keşiş ve rahibelerden oluşan bir tarikattır. Bernardinler veya üzerilerine giydikleri beyaz cübbeden dolayı Beyaz Keşişler olarak da adlandırılır. Sistersiyenlerin hayatı el işçiliği ve kendine yetme üzerine yoğunlaşmıştır.

Her türlü dünyevi eşyadan ve maldan soyutlanmışlardır, mal ve para sahibi olamazlar, üzerilerindeki giysi dahi onlara ait değildir. İnzivaya çekildikleri manastırda vakitlerini dua, ibadet ve tefekkür ile geçirirler. Bunun dışında manastır içinde dış dünyaya bağlı olmadan kendi kendilerine yetecek bir yaşam kurarlar. Özellikle tarım faaliyetlerinde peynir ve bira yapımında ileri gitmişler. Sistersiyenler bu faaliyetleri bir ibadet olarak görüp mükemmeliyeti ararlar. Kendilerine yetecek kadar üretim yaparlar, şayet fazla üretim olmuş ise bu ihtiyacı olanlara dağıtılır veya satılarak geliri manastırın bakımı ve çeşitli sosyal yardım projelerine aktarılır.

Sistersiyen köken olarak Fransızcadır ve Latince Cistercium'dan gelmektedir. Cistercium Fransa'da Dijon şehri yakınlarında bulunan Citeaux köyünün Latince adıdır. 1098 yılında Molesme manastırından Aziz Benedikt'in yolunda giden bir grup keşiş tarafından Citeaux manastırı bu köyde kurulmuştur. 1110'da 30 yoldaşı ile birlikte bu manastıra katılan Bernard de Clairvaux bu tarikatın hızlı bir şekilde yayılmasına yardım etti.

12.yy sonlarına gelindiğinde Sistersiyenler Fransa, İngiltere, İskoçya, İrlanda, İspanya, Portekiz, İtalya ve Doğu Avrupaya yayılmıştı.

Sistersiyenler yaşam olarak Aziz Benedikt zamanındaki yaşamı sürmeye özen gösteriyorlardı. Benediktinlerin zaman içinde geçirdikleri gelişmeleri reddedip Aziz Benedikt zamanındaki manastır hayatını birebir yaşıyorlardı. Özellikle vücut işçiliği, tarlada çalışma Sistersiyenleri diğer Benediktinlerden ayıran özelliklerdir.

Sistersiyenler 18.yy da İngiltere ve Fransa'da yaşanan protestan reformlardan etkilenmişse de 19.yy'da tekrar öze dönüş hareketleri görülmüştür. 1891 yılında Trappist adı verilen (Ordo Cisterciensium Strictioris Observantiae – OCSO) ve Sistersiyen geleneğini sıkı bir şekilde sürdüren bir kol ortaya çıkmış ve çeşitli manastırlar kurmuştur.

Sistersiyenler yaptıkları işte mükemmeliyeti hedefledikleri için özelikle tarımsal üretim alanında pek çok yeni teknik geliştirmişlerdir. Manastır kurdukları uzak bölgelerdeki halk onların geliştirdikleri teknikleri öğrenerek ilerlemiştir. Bu özellikleri ile Avrupa'daki endüstri devriminin mimarları olarak kabul edilirler.

Günümüzde Sistersiyen geleneğini devam ettiren manastırlar bulunmaktadır. Bu manastırlar dünya çapında ürettikleri yüksek kaliteli ürünlerle tanınmaktadır. Özellikle ürettikleri peynir ve bira çok uzmanlar tarafından en üst sıralara konulmaktadır. Sistersiyenler bu ürünleri üretirken yüzyıllar boyu geliştirdikleri teknikleri hala uygulamaktadırlar. Bugün dahi aynı üretim kuralları geçerlidir ve endüstrileşmemiştir. Çünkü kitle üretimi veya ticari kazanç hiçbir zaman Sistersiyen yaşamının bir hedefi olmamıştır. Onlar çalışmayı ve üretmeyi tanrıya ulaşılacak bir yol olarak görmektedirler. Dünyaca ünlü Chimay, Westmalle gibi biralar halen Sistersiyen keşişleri tarafından manastırlarda üretilmektedir.

Kapusenler (Fratres Minores Capucinorum) - Matteo de Bascio

Kapusenler (Fratres Minores Capucinorum), Hıristiyanlıkta katolik kilisesine bağlı Fransisken tarikatının bir koludur.

1520 yılında Marches bölgesinden Matteo da Bascio adlı bir Fransisken müridi tarafından devrin keşişlerinin Aziz Fransis'in uyguladığı gibi bir yaşam sürmediği yolunda tanrıdan ilham gelmesi üzerine kurulmuştur. Matteo Aziz Fransis'in uyguladığı gibi inzivaya ve günahların affı için acı çekerek olabildiğince ilkel bir yaşam sürmeye geri dönmeyi istemiştir.


Üstleri tarafından bu fikirler baskı altında tutulmaya çalışılmıştır. Bu yüzden Matteo ve arkadaşları kiliseden ayrılıp, tutuklanmaktan kaçmak için saklanmışlardır. Kendilerine Camaldoli manastırından Benediktin keşişleri sığınma vermişlerdir. Matteo ve arkadaşları Benediktin keşişlerine minnetlerini belirtmek için onların giydiği kapşonlu cübbeleri giymeye başlamışlardır. Kapusen ismi giydikleri bu kıyafete istinaden İtalyanca da kapşon anlamına gelen capuccio kelimesinden gelmektedir.

1528 yılında birader Matteo Papa VII. Clement tarafından kabul edilmiş, keşiş olarak yaşamasına ve fakirlere vaaz vermesine izin verilmiştir. Bu izinler aynı zamanda ona katılmak isteyen Aziz Fransis'in kurallarını yaşatmak isteyen diğer keşişler için de geçerli idi. Matteo ve kiliseden beraber ayrıldığı arkadaşlarına kısa sonra başkalarıda katıldı. Bu grup Fransiskanların alt kolu olarak tanındı ve Küçük Keşiş Biraderler (Fratres Minores) olarak adlandırıldılar. Giydikleri sivri başlıklı keşiş kıyafeti yüzünden kapusen Capucinorum ismi de eklendi.

Bir kahve içeceği olan kapuçino ve kapuçin maymunu bu rahiplerin kıyafetlerinde kullanılan kahverengi tonuna istinaden bu şekilde adlandırılmışlardır.

1538'de Azize Clare'in yolundan giden manastır rahibeleri tarafından kapusenlerin kadın kolu kuruldu.

2007 Aralık ayında İzmir'in Bayraklı semtinde bulunan Saint Antuan Kilisesi'nde pazar ayinini yönetirken 19 yaşındaki Ramazan Bay tarafından bıçaklı saldırıya uğrayan İtalyan Rahip Adriano Franchini, Kapusenlerdendir.

Dominikan Tarikatı (Ordo Praedicatorum) - Aziz Dominik

Ordo Praedicatorum
Dominikan Tarikatı (Ordo Praedicatorum), Aziz Dominik tarafından kurulmuş ve Papa III. Honorius tarafından 22 Aralık 1216'da onaylanmış bir katolik tarikatıdır. Tarikat keşişleri, manastır rahibelerini, rahibeleri ve tarikat için çalışan kilise dışından kişilerden oluşur. Üzerlerine giydikleri beyaz üstüne siyah cübbeden dolayı siyah keşişler olarak da adlandırılır.

İsa'nın mesajını yaymak ve cehaletle savaşmak üzere kurulmuştur. Tarikat entellektüel geleneği ile ünlüdür, pek çok din alimi ve filozof bu tarikattan yetişmiştir. Dominikanların başında bir tarikat efendisi bulunur. Şu anki efendi Peder Bruno Cadoré'dir.


Dominik çağdaşı Assisli Fransis gibi hıristiyanlıkta yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu görmüştü. Hıristiyanlığın ana doktrinine göre madde kötü, ruh ise iyi idi. Fransa'nın güneyinde yaşayan Albililer ise dualizme yani tanrının hem iyi hem kötü olduğuna ve reenkarnasyona inanan İsevi bir topluluktu. Asıl hıristiyanlara göre ise tanrı herzaman iyi şeytan ise kötü idi. Dominik o anki hakim hıristiyanlığa göre sapkın kabul edilen inanışlara sahip olan Albilileri ikna yolu ile yeniden dine döndürmeye çalıştı. Albililer İsa'nın fakir yaşamını kendilerine örnek almaktaydılar. Dominik İsa'nın bu yönüne ağırlık veriyordu. Ancak Albigeois haçlı seferi Oksitan bölgesini darmadağın etti.

1206 yılında Dominik, ruhani lideri haline geldiği dine dönen Albili birkaç kadın için Prouille manastırını kurdu. Bu manastır Dominikan rahibelerinin temeli oldu.

Dominik kalabalık şehirlerdeki dini sorunlara cevap verecek, Benediktinler gibi eski manastır düzenlerindeki kendini adama ve sistematik eğitimi geri getirecek fakat daha esnek bir yapıya sahip yeni bir düzen aradı.

Dominik'in kurduğu düzen vaizlik olacaktı ve vaizler bulundukları yerin yerel dilleri ile vaaz edeceklerdi. Vaizler, eski manastır düzeninde keşişlerin yaptığı gibi geniş tarlaları ekip biçerek yaşam sürmek yerine dilencilikle hayatta kalacaklardı.

Aziz Dominik 1214 yılında Touluse'da Aziz Augustine'in öğretileri doğrultusunda yaşayacak bir dini topluluk kurdu. 1216 yılında Dominikanlar (Vaizler Düzeni) papadan tarikat olarak icazet aldılar.

Domınıkanlar kısa sürede yayıldılar.1221 yılında Oxford'a ulaştı. 13.yy sonunda ise tüm hıristiyanlık alemine yayıldı. Vaizler gittikleri bölgelerde, cehalet, küfür, putperestlik ve nifak ile söz ve kitap ile savaştılar. Avrupa, Asya ve Afrika'da okullar açtılar. Bu okullarda eğitim veren Albertus Magnus ve Thomas Acquinas gibi alimler büyük eserlere imza attılar. Üyeleri kardinal, papa, elçi ve hakimler oldular.

Papa IX. Gregorius tarafından engizisyon görevi bu tarikata verildi. 1252 yılında Papa IV. Innocent belli koşullar altında olmak üzere Dominikanlara engizisyon sırasında işkence yapmak için izin veren bir fetva yayınladı.

Ünlü engizisyoncu Tomás de Torquemada İspanya'nın ilk engizisyoncusu olarak göreve atandı. Tomás de Torquemada İspanya'da gizli müslümanlık ve gizli yahudilik ile savaştı. 1492 yılındaElhamra Kararnamesi ile yahudilerin İspanya'dan ihraç edilmesini sağladı. Kaçan yahudilerden bir kısmı Osmanlı Devletine sığındılar ve bugün dahi varlığını sürdüren azınlıkları oluşturdular (bkz.Sefaradlar)

Ortaçağdan sonra misyonerler keşiflerle elde edilen topraklara gittiler. Ayrıca Çin ve Kamboçya'ya ulaştılar. Fransız ihtilali sonrası sayıları oldukça azaldı.

2010 yılındaki veriler
e göre Dominikanlara bağlı toplam 5906 keşiş bulunmaktadır.

Yesevilik - Yesevilik Tarikatı - Ahmet Yesevi

Yesevilik ve Ahmet Yesevi
Yesevilik İslam'da kadın-erkek denkliğini yaşatan Bektaşiliğin de beslendiği tasavvuf yolu ve ilk Türk tarikatı. Hoca Ahmed Yesevî, babası İbrahim Şeyh ve Arslan Baba'dan tasavvuf eğitimi aldı ve hocasının ölümünden sonra Yusuf Hemedani'nin yanında eğitimini tamamladı.

Türkistan'da faaliyetlerini sürdüren Ahmed Yesevî'nin yolu zamanla Yesevîlik adını aldı. "Horasan Okulu" olarak da adlandırılan tasavvuf akımının en önemli temsilcisi olan Hoca Ahmed Yesevî'den adını alan Yesevîlik yolu, Türklere İslâm'ı ve dervişliğin yollarını öğretmeyi amaçlamıştır. Bunun için İslâm inancını, Türk gelenek, inanç ve yaşam tarzı ile sentezleme yolu seçilmiştir.


Ahmed Yesevi'nin müridleri ve takipçileri ölümünden önce ve ölümünün sonrasında, 12. yy ortalarından itibaren diğer bölgeler gibi Anadolu'ya da gelerek görüşlerini yaymaya devam ettiler. Anadolu'nun Türkleşmesinde büyük emekleri geçmiş olan Yesevîlik, yetiştirdiği bir çok alimi dağınık Türkmen aşiretlerine yollayıp, devlet ve millet olma kavramlarının içini doldurmak için çalışmışlardır. Ahmed Yesevi'nin ardından irşad alan halifeler sırasıyla şöyledir: Mansur Ata, Harezmli Said Ata,Süleyman Hakim Ata, Abdülmelik Ata, Tac Hace, Zengi Ata, Uzun Hasan Ata, Seyyid Ata, Sadr Ata, ve Bedr Ata.

Osmanlı gezgini Evliya Çelebi, kendisinin Ahmed Yesevi’nin soyundan geldiğini seyahatnamesinde iddia etmiştir. Evliya Çelebi, ayrıca gezdiği yerlerde rastladığı Yesevî dervişlerine ait makamları da eserinde kaydetmiştir. Bu derviş ve gaziler arasında Rumeli'nin fethinin manevi öncüsü olan Sarı Saltuk, Deliorman'daki Demir Baba, Niyazabad'daki Avşar Baba, Merzifon’daki Pir Baba, Bulgaristan Varna-Batova'daki Akyazılı Baba, Filibe yolunda Kıdemli Baba Sultan, Bursa'daki Geyikli Baba, Abdal Musa, İstanbul Unkapanı'ndaki Horos Dede, Bozok Sancağı Yozgat'taki Emir Çin Osman, Tokat merkezindeki Gajgaj Dede ve Zile ilçesindeki Şeyh Nusret, Evliya Çelebi’nin tesbit edebildikleri arasındadır. Ancak bunlardan hiçbiri Nevşehir'de yerleşen Hacı Bektaş-ı Veli kadar ün kazanmamıştır.

Yesevîlik Tarikatı'nın Etkin Olduğu Yerler

Yesevîlik, Türkistan'da yayıldıktan sonra, Türkistan'ın kuzeybatı bozkırlarından Kıpçak lehçesinin hakim olduğu İdil-Ural bölgesine, Horasan, Azerbaycan ve Anadolu'ya kadar ulaşmıştır. Tarihi gelişim sonucu Nakşibendi Tarikatının daha yaygın hale geldiği 16. yüzyıla kadar Türkistan ve Horasan'ın hemen her yerinde hatta Keşmir'de, Kâbil'de, İstanbul'da, Temeşvar'da, ve Hicaz'da da Yesevî dervişlerine rastlanmaktaydı.

Yesevîlik ile Nakşibendi Tarikatı Arasındaki ilişkiler

Yesevîlik gibi Yusuf Hemedani'nin etkisiyle ortaya çıkan ve Maveraünnehir'in 15.-16. asırlardaki mutaassıp muhitin tesirini taşıyan Nakşbendiyye tarikatına mensup müellifler, Hoca Ahmed Yesevî hakkında bazı yazılar kaleme almışlardır ki, ona ait eski kaynaklar bunlardır. Bu müellifler, Yesevîliğin ilk şeklini ve Ahmet Yesevi'nin hakiki şahsiyetini tarihi gerçeklere aykırı tasvir etmişler, kendi arzu ve temayüllerine göre, hakikati tamamiyle değiştirmişlerdir. Yesevîliğin ilk yayıldığı göçebe Türk muhitlerinin icapları ve din değiştirme psikolojisinin umumi kaideleri göz önüne getirilince, buna olanak olmadığı anlaşılır.

Ahmet Yesevi'nin hayat görüşü ve düşüncelerini ortaya koyduğu en önemli eseri, "Hikmet" adı verilen şiirlerinden meydana gelen Divan-ı Hikmet'tir. Bu eser Yesevîlik düşüncesinin temellerini oluşturur.

Kadirilik - Kadiri Tarikatı

Abdülkâdir Geylânî tarafından 12. yüzyılın başlarında kurulan kökeni Ali bin Ebu Talib'e dayanmasına rağmen Sünnî inancını benimsemiş olan sufi/tasavvufî yol.

Kadiriye Tarikâtı: Baz-ül Eşheb ve Gavsül Azam olarak da bilinen Abdülkadir Geylani yolunun takipçileri tarafından 12. yüzyılda kuruldu. İslâm Tarihinde sesli zikir yapan tarikâtlar olarak kabul edilmektedir. Sesli zikir yapılması nedeniyle cehri tarikatlar arasında sayılır. Mensupları arasında II. Abdülhamid ve Mustafa Hayri Öğüt gibi tanınmış kişiler vardır.

Kadirilik birçok kola ayrılarak günümüzde de etkinliğini sürdürmektedir. Bu kolların en bilinenleri Esedilik, Eşrefilik, Rumilik ve Galibilik'tir. Galibilik, günümüzde Yaşayan Kadirilik kollarının en önemlilerinden biridir.

Haydarîlik - Haydarîlik Tarikatı

Kutb’ûd-Dîn Haydar (Baba Haydar - Haydar Gazi veya Haydar Sultan). Hoca Ahmed Yesevî’nin dervişlerinden olup "Haydarîlik Tarikâtı"kurucusudur.

Abdal Musa’nın atalarındandır. Mezarı, Elmalı, Antalya'dadır. Mezarının bulunduğu yerde tekkesi kurulmuştur. Bu tekke 1826’da devletçe yıktırılan Bektaşitekkelerindendir. 1220/1221 yılında Moğol İstilâsı sırasında hâyatını kaybetti.


Haydarîlik Tarikâtı: Haydarîlik tarikâtı; Kutb’ûd-Dîn Haydar tarafından Kalenderîlik ile Yesevîlik tarikâtının Ekberî sufi düşünce tarzı altında harmanlanarak birleştirilmesi ile kurulmuş birtasavvuf yoludur.

12. yüzyıldan itibaren Kalenderîliğin en yaygın ve fa’al kolunu oluşturan bu tarikât mensupları, kendilerini hâkir görmek ve aşağılamak maksadıyle vücudlarına demirden halkalar takarak yalın ayak dolaşmakta, keçe ve çuhadan yapılma elbiseler giyerek zillet içerisinde ve bekâr kalmak suretiyle yaşamaktaydılar.

Mevlevîlik - Mevlevi Tarikatı

Mevlevîlik ( مولويه - Mevleviyye), 13. yüzyılda yaşamış Mevlana Celaleddin Rumi'nin görüşleri ve tasavvufî düşünceleri üzerine, kendisinin ölümünün ardından gelişen tarikat.


Bir tarikat kurmamış olsa da bunun temellerini attı. Dostlarıyla birlikte sohbet toplantıları düzenler, bu toplantılarda dini konuşmalar yapılır, müzik dinlenir, sema yapılır ve zikredilirdi.


Zamanla Mevlana'nın fikirleri yayıldı ve toplantılarına katılmak isteyenlerin sayısı arttı. Bu kişilerin bazıları İran ve Arabistan gibi yabancı ülkelerden geliyorlardı. Mevlana, toplantılara düzen vermek için bazı kurallar koydu. Bu düzen, Mevlevilik tarikatı ritüellerinin kökenini oluşturacaktı. Gönül dostu Şems'i kaybettikten sonra Mesnevi'yi yazdırır. Oğlu Sultan Veled, talebesi Hüsamettin Çelebi ve ardından gelenler bunu geliştirip önce Anadolu'ya daha sonra da diğer yörelere yaymışlardır. Mevlana'nın torunlarından biri de Kütahya'da Dönenler Camii'nde yatmaktadır.

Mevlana'nın oğlu Sultan Veled postnişin (şeyh) olduktan sonra bir tarikat merkezi (tekke) inşa edildi. Bu tekkede Kur'an ve Mesnevi okunuyordu. Böylece mevlevilik, sufi tarikatlardan biri haline geldi. Mevlana'nın, yakınları ve dostlarının defnedilmiş olduğu Konya'daki Yeşilkubbe (Kubbei Hadre), tarikatın manevi merkezi halini aldı. Bugün de pek çok müslüman bu türbeyi ve yanındaki tekkeyi ziyaret etmektedir.

Mevleviliğinin başlangıcında sema ayini, dervişlerin vecde gelmesiyle başlıyordu. Ulu Arif Çelebi zamanında semadan önce Kur'an ve gazeller okunmaya başladı. Sema ayini Mukabele denilen günümüzdeki şeklini 15. yüzyılda Pir Adil Çelebi zamanında aldı.


Mevlevî Ritüelleri

Mevleviliğin gelişmiş bir adap ve kural sistemi vardır... Misal , ortak tabaktan yemek yeniyorsa kaşığın bir tarafı ile yemek alınır, diğer tarafı ile yemek yenir. Kaşığın ağza değen kısmının yemeğe değmemesine özen gösterilir... Ayrıca alemdeki tüm varlıkların Allah'ın birer parçaları olduğu varsayılarak onlara değer verilirdi. Örneğin; kaşık öpülerek yemeğe başlanır, sırtlarına giydikleri yelekler öpülerek giyilirdi,... Mevlevilikte de diğer tarikatlarda olduğu gibi yün giyilir, bu da maddi ve özellikle manevi fakirliğin bir gösteriliş şeklidir.

Mevlevî Felsefesi

Mevlânâ’nın tasavvufu, sırf mistik ve idealist bir tasavvuf olmayıp mahdut varlıktan, ferdiyetten ve ferdi ihtiraslardan tamamiyle sıyrılmak ve halka, topluluğa yayılmak sûretiyle tecelli eden ve sosyal hayatta sınırsız bir sevgi, insanî bir görüş ve mutlak bir birlik halinde, moral sahadaysa herkesin kendisini, bir kâmile uymak suretiyle ıslâhı ve umumî olarak hayra, güzele ve iyiye doğru bir gidiş, insanî bir terbiye halinde tezahür eden ve böylece de realitede amelî karaktere sahip olan bir tasavvuftur. İslam felsefesi olarakta bilinen tasavvufta mevlana ve mevleviliğin önemi büyüktür. Mevlevilik insan odaklı olup hoşgörüye, güzele ve ihlasa yöneliktir, pes etme yoktur pişman olma ve affetme vardır. Kısacası Mevlânâ Şems'ten önce büyük bir alim iken Şems ile gönlü coştu gönlü o kadar genişti ki herkesi içine aldı ardından gelen oğlu Sultan Veled ve talebelerin gönül zenginliğiyle de mevlevilik birçok insanı kendine bağladı bugün sadece İslam ülkelerinde değil Avrupa ve Amerika'da da merak edilmekte ve anlanmaya çalışılmaktadır.

Rufâîlik - Rufai Tarikatı

Rufâ’î, Tasavvufi inanışa göre Ahmed Er Rufai'nin Pir'i olduğu, sistemleştirdiği Muhammedi bir tarikâttır.


Rufâ’î Tarikâtı’nın kurucusu, piri, büyük mutasavvıf Seyyid Ahmed Er Rufai kuddise Sirruhu, (512-578/1118-1182) yılları arasında yaşamıştır.


Neseb-i Şerifleri İmam Hüseyin bin Ali'ye vasıl olur. Ahmed Er Rufai’nin Hüseyin'in soyundan gelen bir Seyyid olduğu konusunda bütün kaynaklar birleşir. Babası Seyyid Ali, Annesi ise Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin torunlarından Fatıma el Ensarî’dir.

Rufâ’î Tarikâtı Silsilesi

Kerbela Savaşı şehidi, İmam Hüseyin;
İmam Zeynel Abidin;
İmam Muhammed el-Bakır;
İmam Cafer es-Sadık;
İImam Musa el-Kâzım;
Imam Ibrahim el-Mürteza;
es-Seyyid ikinci Musa;
es-Seyyid Ahmed;
es-Seyyid Hüseyin;
es-Seyyid el-Hasen;
es-Seyyid Muhammed eb-ul-Kaasim;
es-Seyyid el-Mehdi;
es-Seyyid eb-ul Mekarim el-Hasen;
es-Seyyid Ali;
es-Seyyid Ahmed;
es-Seyyid Hazim;
es-Seyyid Sabit;
es-Seyyid Yahya;
es-Seyyid Ebul-Hasen Aliyy-ür-Rifai;
es-Seyyid Ahmed er-Rıfai.