Parapsikoloji Vakfı tarafından 1951 yılında kurulmuş merkezi New York'ta olan kar amacı gütmeyen bir kuruluştur. Durugörü dalında parapsikolog olarak çalışmalar yapan (medyum) Eileen Garrett ve ABD temsilciler Meclisinin üyesi olan ve adına hemşire okulu da bulunan Frances Payne Bolton tarafından kurulmuştur. Vakfın ana merkezi New York'tur.
Onlar paranormal alanında kesin güvenilir araştırmalar yapıp , burslar veriyorlar.Ayrıca , organizasyon işlerinden elde edilen kazançla Greenport, Eileen J. Garrett Kütüphanesi kurulmuştur.
Garrett , ruhun varlığının bilimsel olarak ispat etmek amacı ile örgütü kurmuştur.
Mevcut icra müdürü Lisette Coly, Garrett torunudur. Fransa da vakfın organizasyonları için bir konferans merkezi vardır. Saint-Paul-de-Vence kasabası bir çok sayıda konferansa ev sahipliği yapmıştır. Hali hazır da vakfın merkezi York tur. Örgütün 200 tane aktif görevde olan araştırmacıları vardır.Bu sayım 2001 yılı itibari ile yapılmıştır. Örgütün kendi yayınladığı yayın ;’’ Parapsikoloji Dergisi ‘’ dir.
Parapsikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Parapsikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Temmuz 2013 Cumartesi
19 Haziran 2013 Çarşamba
Backster Ekisi Nedir?
Backster etkisi, parapsikoloji'de bitkisel algılamayı ya da bitkilerdeki psişik algılamayı ifade eden bir terimdir. Bu alanda ilk incelemeleri gerçekleştiren ve bitkilerin de belli ölçülerde paranormal bir duyarlılığa sahip olduğu varsayımını ilk ortaya atan Cleve Backster’a ithafen bitkisel duyarlılık tepkileri onun adıyla adlandırılmıştır.
Aynı zamanda “yalan makinesi” olarak bilinen aygıtın da mucidi olan Backster’ın bu alandaki ilk önemli çalışması, 1966’da bir ev bitkisinin yapraklarına bağladığı elektrotlar aracılığıyla bitkilerde bir bellek bulunup bulunmadığını deneysel olarak anlama çalışmasıdır. Bir süre sonra daha güvenilir ve daha ayrıntılı bilimsel ölçümler elde etmek üzere, poligraf verileri yerine kalp ve beyin elektrolarını dikkate almaya başladı. Çalışmalarının ilk sonuçlarını “Journal of Parapsychology”nin 1968 kış sayısında yayımladı. Çalışmalarına tıp dünyası ilgisiz kalmamış ve Medical World News dergisi 21 Mart 1969 sayısında Backster’in çalışmalarından övgüyle söz ederek, çalışmalarının tümüyle bilimsel olduğunu bildirmiştir.
Backster’in “hücresel düzeyde ilgel algılama” olarak sözünü ettiği bitkisel duyarlılık günümüzde Backster etkisi ve bitkisel psişizm adları altında incelenmektedir.
Backster’in yalan makinesinin elektrotlarını bitkilere bağlayarak yaptığı ilk deneylerde, makinenin ibresinin insanların heyecan halleri sırasında çizdiği çizgilere benzer çizgiler çizdiğini saptamıştır. Örneğin bir tehdit veya yaşamsal bir tehlike karşısındaki insan ve bitkinin heyecan halleri esnasında ibre aynı zikzakları çizmekteydi. Ayrıca bir bitki önceden bir yaprağını kesmiş olan insan tekrar kendisine yaklaştığında ibre yine bu zikzakları çizmekteydi; yani bitki o kişinin kendisine yaklaşmakta olduğunu hem hissedebiliyordu, hem de o kişiyi unutmamış olduğunu gösteren bir belleğe sahip olduğunu gösteriyordu.
Aynı zamanda “yalan makinesi” olarak bilinen aygıtın da mucidi olan Backster’ın bu alandaki ilk önemli çalışması, 1966’da bir ev bitkisinin yapraklarına bağladığı elektrotlar aracılığıyla bitkilerde bir bellek bulunup bulunmadığını deneysel olarak anlama çalışmasıdır. Bir süre sonra daha güvenilir ve daha ayrıntılı bilimsel ölçümler elde etmek üzere, poligraf verileri yerine kalp ve beyin elektrolarını dikkate almaya başladı. Çalışmalarının ilk sonuçlarını “Journal of Parapsychology”nin 1968 kış sayısında yayımladı. Çalışmalarına tıp dünyası ilgisiz kalmamış ve Medical World News dergisi 21 Mart 1969 sayısında Backster’in çalışmalarından övgüyle söz ederek, çalışmalarının tümüyle bilimsel olduğunu bildirmiştir.
Backster’in “hücresel düzeyde ilgel algılama” olarak sözünü ettiği bitkisel duyarlılık günümüzde Backster etkisi ve bitkisel psişizm adları altında incelenmektedir.
Backster’in yalan makinesinin elektrotlarını bitkilere bağlayarak yaptığı ilk deneylerde, makinenin ibresinin insanların heyecan halleri sırasında çizdiği çizgilere benzer çizgiler çizdiğini saptamıştır. Örneğin bir tehdit veya yaşamsal bir tehlike karşısındaki insan ve bitkinin heyecan halleri esnasında ibre aynı zikzakları çizmekteydi. Ayrıca bir bitki önceden bir yaprağını kesmiş olan insan tekrar kendisine yaklaştığında ibre yine bu zikzakları çizmekteydi; yani bitki o kişinin kendisine yaklaşmakta olduğunu hem hissedebiliyordu, hem de o kişiyi unutmamış olduğunu gösteren bir belleğe sahip olduğunu gösteriyordu.
Psi Enerji - Psi Etkisi Nedir?
Psi enerji - psi etkisi, Parapsikoloji alanında kullanılan bir terim olup, insanın paranormal yeteneklerinde sözkonusu olan gücü ya da etkiyi belirtmek üzere ortaya atılmıştır. Grek alfabesinin 23. harfi olan "psi", kimi filozoflarca "ruh" ya da "yaşamsal güç" anlamında kullanılan "psikhe" sözcüğünün ilk harfi olduğundan, Parapsikoloji'de ESP (duyular-dışı algılama) ve PK fenomenlerinin açıklanmasında kullanılan bir terim haline gelmiştir.
Parapsikologlar yapılan deneme ve yanılmalar sonucunda insanın fizik bedeninin ötesinde fizik olmayan bir yanının bulunması gerektiğini düşünmektedirler. Parapsişik yeteneklerin, çeşitli zamanlarda, çeşitli araştırmacılar tarafından değişik isimlerle anılmış olan ve fizik kanunlarla açıklanamayan bir enerji alanı içinde gerçekleştiği düşünülmüştür. Eski Çin’de buna hayat enerjisi anlamında chi veya ki, Hint’de ise Prana, Çekoslavakya’da Psikotronik enerji ve günümüz parapsikolojisinde PSİ enerji adı verilmiştir.
Psi enerjisinin sadece beyne bağlı bir enerji değil, bütünsel varlığımıza ait bir enerji olduğu ve yayıldığı iddia edilmektedir. Bu konu üzerinde araştırmalar devam etmektedir. Ancak psi enerjinin fizik kanunlara tabi olmadığı sanılmaktadır. Bu enerjinin fiziksel duyularımızla algılanamamasına rağmen bir duyu-üstü yeteneğimizle varlığının "hissedildiği" iddia edilir.
Parapsikologlar yapılan deneme ve yanılmalar sonucunda insanın fizik bedeninin ötesinde fizik olmayan bir yanının bulunması gerektiğini düşünmektedirler. Parapsişik yeteneklerin, çeşitli zamanlarda, çeşitli araştırmacılar tarafından değişik isimlerle anılmış olan ve fizik kanunlarla açıklanamayan bir enerji alanı içinde gerçekleştiği düşünülmüştür. Eski Çin’de buna hayat enerjisi anlamında chi veya ki, Hint’de ise Prana, Çekoslavakya’da Psikotronik enerji ve günümüz parapsikolojisinde PSİ enerji adı verilmiştir.
Psi enerjisinin sadece beyne bağlı bir enerji değil, bütünsel varlığımıza ait bir enerji olduğu ve yayıldığı iddia edilmektedir. Bu konu üzerinde araştırmalar devam etmektedir. Ancak psi enerjinin fizik kanunlara tabi olmadığı sanılmaktadır. Bu enerjinin fiziksel duyularımızla algılanamamasına rağmen bir duyu-üstü yeteneğimizle varlığının "hissedildiği" iddia edilir.
Uyku - Uyanıklık Arası Nedir?
Uyku - Uyanıklık arası, tam uyanmadan önceki (hipnopompik) ve aynı zamanda, uykuya dalmadan önceki (hipnogojik) yarı uyku hali olup, ayırt edici özellikleri, beyindeki neo-korteks tabakalarının etkin olmaması, yani duyu organlarından bilgi gelmemesi ve beynin alfa dalgaları yayınlamasıdır. Halk arasında tavşan uykusu olarak da bilinir.
Uyku-uyanıklık arası denilen bu yarı uyku hali doğal olarak meydana geldiği gibi, çeşitli yöntemlerle (zen, meditasyon, yoga, uyaranların azaltılması, gevşeme vs.) yapay olarak da oluşturulabilir. Uyku-uyanıklık arası halinde, göz kapakları kapalıyken gözyuvarların hareket etmeleri sözkonusu olabilir ki, bu göz hareketleri rüya görüldüğünü gösterirler. Kimi zaman paranormal algılamaların meydana geldiği rüyalarda imaj ve seslerin duyusal (beş duyu yoluyla) değil, zihinsel algılanması sözkonusudur. REM uykusu). Uyku-uyanıklık arası, şuuraltı kapısının açıldığı hal olarak da belirtilir.
Metapsişik incelemelerde ve oto-hipnozda (kendi kendine hipnoz) yararlanılan uyku-uyanıklık arası halin yapay olarak oluşturulmasında monoton davul sesleri, bir mantra tekrarı, belirli bir nefes ritmini koruma, zihni boş tutma gibi çeşitli yöntemler kullanılabilir.
Sufilik, zen, meditasyon, yoga ve sistemlerindeki çalışmalarda uyku-uyanıklık arası hal çeşitli gevşeme teknikleriyle elde edilir. Çeşitli uyuşturucu maddeler de benzer etkiyi yaparlar.
Uyku-uyanıklık arası halindeki kişi bir rüya gördüğünde, (paranormal bir algılama yoluyla) zihinsel bir yanılsamayla gördüğünü bir rüya olarak değil, tersine gerçek olarak yaşamış olduğu olaylar şeklinde algılar. Buna verilebilecek en başta gelen örneklerden biri astral seyahat deneyimidir. Bu tür bir deneyimi yaşayan bir kişi, genellikle ruhunun bedeninden ayrılarak çeşitli yerlere seyahat ettiğini görür. Bütün bunları uyku-uyanıklık arasındaki bir durumdayken bir rüya yoluyla yaşamış olmasına rağmen, bütün bunları gerçekten yaşadığına inanır. Gerçekte ise bu kişi yalnızca bir rüya görmüştür. Uyku-uyanıklık arası durumundaki bir kişinin bilincine yapılan paranormal bir etkiyle kişinin bilincinin etki altına alınmasının diğer bir adı transa girmedir. Kişilerin bu durumdayken yaşadıkları deneyimler başkalarınca genellikle halusinasyonlar olarak görülürek inandırıcı bulunmazlar.
Zihnin uyku-uyanıklık arasındaki durumu paranormal etkiler için elverişli bir durumu ortaya çıkarır. Bunun bir nedeni zihnin bu durumdayken yaşadığı zihinsel deneyimleri gerçek deneyimler olarak algılamasıdır. Diğer bir nedeni ise, zihnin bu durumdayken paranormal etkiye açık olmasıdır. Çünkü zihindeki düşünceler bu haldeyken boşalmış ve dışarıdan kontrol edilebilir hale gelmiştir. Paranormal bir etkinin sağlanabilmesi için, insan zihnindeki düşüncelerden oluşan karmaşıklığın azaltılması gereklilik gösterir. Bu nedenle herhangi bir paranormal bir etkiye açık olunabilmede uyku-uyanıklık arası hali son hedef olmayıp, asıl hedef olan zihnin boşaltılmasına aracılık eden ara bir durumdur. Hipnoz, meditasyon, yoga ve benzeri teknikler yalnızca bu ara durumun (uyku-uyanıklık arası hali) ortaya çıkmasına yarayan araçlardır. Uyku-uyanıklık arası hali ise zihnin karmaşık düşüncelerden arındırılmasına ve bu şekilde dışardan gelen paranormal etkilere (paranormal algılamalara) uygun bir durumun oluşmasını sağlar.
Uyku-uyanıklık arası hali yapay olarak oluşturulabilinmekle birlikte, doğal olarak ta ortaya çıkan bir durumdur. Bu hal kişilerin uykuya dalarken ve uykudan uyanırken de kendiliğinden oluşan bir haldir. Bunun dışında narkoz etkisiyle ya da başka nedenlerle bayılmalarda da bu halin ortaya çıkması sözkonusudur. Çok bilinen bazı örnekler, ameliyat masasında narkozdan ötürü baygın olarak yatan ya da kalbi durduğu için öldüğü sanılan kişilerle ilgili yaşanmış deneyimlerdir. Bu durumdaki bir kişinin zihni boşalmış bir haldedir ve dışardan gelen paranormal algılamalara açık bir konumdadır. Bu durumdaki bazı kişilerin bu sırada yaşamış oldukları bazı paranormal algılamalar sıklıkla ölüm-ötesi deneyimi adı verilen deneyimleri oluştururlar. Bu deneyimleri yaşayan kişiler yaşadıkları deneyimlerinde, genellikle ruhlarının bedenlerinden ayrılarak öbür alem denilen bir yere gittiklerini, burada bazı ölmüş başka kişilerin ruhlarıyla (genellikle kendi akrabalarıyla) ve bazı ruhani varlıklarla karşılaştıklarını iddia ederler. Bu şekilde yaşanan deneyimlerden, çoğunlukla ruhun ölümsüz olduğu ve bedenden ayrı olarak bilinçli bir şekilde yaşayabileceği görüşleri ortaya çıkar. Ancak bu görüşler herkesçe kabul edilmez ve bu tür deneyimleri yaşamış kişilerin kendi zihinlerinde oluştuğu düşünülen halüsinasyonlar olarak görülürler.
Uyku-uyanıklık halindeyken elde edilen paranormal algılamalar, dinsel ve ruhçulukla ilgili alanlardaki bazı kişilerin yaşamlarında önemli bir yer tutar. Ruhçuluk alanında bu algılamaları yaşayanlar genellikle medyumlar ve benzeri özellikteki ruhçulukla yakından ilgisi bulunan bazı kişilerdir. Dinsel alandaki bu türden kişilere ise keramet sahibi evliyalar gözüyle bakılır. Birçoklarınca paranormal algılamaları olan bu tür kişiler peygamber olarak sayılmamakla birlikte, Tanrı katından ilhamlar aldığı düşünülen, keramet sahibi yüce insanlar olarak görülürler.
Uyku-uyanıklık arası denilen bu yarı uyku hali doğal olarak meydana geldiği gibi, çeşitli yöntemlerle (zen, meditasyon, yoga, uyaranların azaltılması, gevşeme vs.) yapay olarak da oluşturulabilir. Uyku-uyanıklık arası halinde, göz kapakları kapalıyken gözyuvarların hareket etmeleri sözkonusu olabilir ki, bu göz hareketleri rüya görüldüğünü gösterirler. Kimi zaman paranormal algılamaların meydana geldiği rüyalarda imaj ve seslerin duyusal (beş duyu yoluyla) değil, zihinsel algılanması sözkonusudur. REM uykusu). Uyku-uyanıklık arası, şuuraltı kapısının açıldığı hal olarak da belirtilir.
Metapsişik incelemelerde ve oto-hipnozda (kendi kendine hipnoz) yararlanılan uyku-uyanıklık arası halin yapay olarak oluşturulmasında monoton davul sesleri, bir mantra tekrarı, belirli bir nefes ritmini koruma, zihni boş tutma gibi çeşitli yöntemler kullanılabilir.
Sufilik, zen, meditasyon, yoga ve sistemlerindeki çalışmalarda uyku-uyanıklık arası hal çeşitli gevşeme teknikleriyle elde edilir. Çeşitli uyuşturucu maddeler de benzer etkiyi yaparlar.
Uyku-uyanıklık arası halindeki kişi bir rüya gördüğünde, (paranormal bir algılama yoluyla) zihinsel bir yanılsamayla gördüğünü bir rüya olarak değil, tersine gerçek olarak yaşamış olduğu olaylar şeklinde algılar. Buna verilebilecek en başta gelen örneklerden biri astral seyahat deneyimidir. Bu tür bir deneyimi yaşayan bir kişi, genellikle ruhunun bedeninden ayrılarak çeşitli yerlere seyahat ettiğini görür. Bütün bunları uyku-uyanıklık arasındaki bir durumdayken bir rüya yoluyla yaşamış olmasına rağmen, bütün bunları gerçekten yaşadığına inanır. Gerçekte ise bu kişi yalnızca bir rüya görmüştür. Uyku-uyanıklık arası durumundaki bir kişinin bilincine yapılan paranormal bir etkiyle kişinin bilincinin etki altına alınmasının diğer bir adı transa girmedir. Kişilerin bu durumdayken yaşadıkları deneyimler başkalarınca genellikle halusinasyonlar olarak görülürek inandırıcı bulunmazlar.
Zihnin uyku-uyanıklık arasındaki durumu paranormal etkiler için elverişli bir durumu ortaya çıkarır. Bunun bir nedeni zihnin bu durumdayken yaşadığı zihinsel deneyimleri gerçek deneyimler olarak algılamasıdır. Diğer bir nedeni ise, zihnin bu durumdayken paranormal etkiye açık olmasıdır. Çünkü zihindeki düşünceler bu haldeyken boşalmış ve dışarıdan kontrol edilebilir hale gelmiştir. Paranormal bir etkinin sağlanabilmesi için, insan zihnindeki düşüncelerden oluşan karmaşıklığın azaltılması gereklilik gösterir. Bu nedenle herhangi bir paranormal bir etkiye açık olunabilmede uyku-uyanıklık arası hali son hedef olmayıp, asıl hedef olan zihnin boşaltılmasına aracılık eden ara bir durumdur. Hipnoz, meditasyon, yoga ve benzeri teknikler yalnızca bu ara durumun (uyku-uyanıklık arası hali) ortaya çıkmasına yarayan araçlardır. Uyku-uyanıklık arası hali ise zihnin karmaşık düşüncelerden arındırılmasına ve bu şekilde dışardan gelen paranormal etkilere (paranormal algılamalara) uygun bir durumun oluşmasını sağlar.
Uyku-uyanıklık arası hali yapay olarak oluşturulabilinmekle birlikte, doğal olarak ta ortaya çıkan bir durumdur. Bu hal kişilerin uykuya dalarken ve uykudan uyanırken de kendiliğinden oluşan bir haldir. Bunun dışında narkoz etkisiyle ya da başka nedenlerle bayılmalarda da bu halin ortaya çıkması sözkonusudur. Çok bilinen bazı örnekler, ameliyat masasında narkozdan ötürü baygın olarak yatan ya da kalbi durduğu için öldüğü sanılan kişilerle ilgili yaşanmış deneyimlerdir. Bu durumdaki bir kişinin zihni boşalmış bir haldedir ve dışardan gelen paranormal algılamalara açık bir konumdadır. Bu durumdaki bazı kişilerin bu sırada yaşamış oldukları bazı paranormal algılamalar sıklıkla ölüm-ötesi deneyimi adı verilen deneyimleri oluştururlar. Bu deneyimleri yaşayan kişiler yaşadıkları deneyimlerinde, genellikle ruhlarının bedenlerinden ayrılarak öbür alem denilen bir yere gittiklerini, burada bazı ölmüş başka kişilerin ruhlarıyla (genellikle kendi akrabalarıyla) ve bazı ruhani varlıklarla karşılaştıklarını iddia ederler. Bu şekilde yaşanan deneyimlerden, çoğunlukla ruhun ölümsüz olduğu ve bedenden ayrı olarak bilinçli bir şekilde yaşayabileceği görüşleri ortaya çıkar. Ancak bu görüşler herkesçe kabul edilmez ve bu tür deneyimleri yaşamış kişilerin kendi zihinlerinde oluştuğu düşünülen halüsinasyonlar olarak görülürler.
Uyku-uyanıklık halindeyken elde edilen paranormal algılamalar, dinsel ve ruhçulukla ilgili alanlardaki bazı kişilerin yaşamlarında önemli bir yer tutar. Ruhçuluk alanında bu algılamaları yaşayanlar genellikle medyumlar ve benzeri özellikteki ruhçulukla yakından ilgisi bulunan bazı kişilerdir. Dinsel alandaki bu türden kişilere ise keramet sahibi evliyalar gözüyle bakılır. Birçoklarınca paranormal algılamaları olan bu tür kişiler peygamber olarak sayılmamakla birlikte, Tanrı katından ilhamlar aldığı düşünülen, keramet sahibi yüce insanlar olarak görülürler.
Demateryalizasyon Nedir?
Demateryalizasyon, sözcük anlamıyla maddilikten çıkma, madde niteliklerinin yitirilmesi anlamına gelmekte olup, Spiritüalizm’de “ruhun etkisiyle fiziksel bir oluşumun beş duyu ile algılanamaz duruma dönüşmesi” olarak tanımlanır.
Terim spiritüalistlerce genellikle şu iki fenomeni belirtmek üzere kullanılır:
Medyumdan çıkan ektoplazmanın duyularla algılanabilir duruma gelmesinden (materyalizasyonundan) sonra, tekrar algılanamaz duruma gelmesi.
Kimi fiziksel medyumluk deneylerinde rastlanan, medyumun vücudunun tümünün veya bir bölümünün geçici olarak maddi özelliklerini kaybetmesi, ortadan kaybolması.
Ortadan kaybolan şeyin herhangi bir eşya olması durumunda fenomen aspor (asport) adını alır. Kaybolan eşyaların kimi zaman başka yerlerde ortaya çıktıkları ileri sürülür.
Terim spiritüalistlerce genellikle şu iki fenomeni belirtmek üzere kullanılır:
Medyumdan çıkan ektoplazmanın duyularla algılanabilir duruma gelmesinden (materyalizasyonundan) sonra, tekrar algılanamaz duruma gelmesi.
Kimi fiziksel medyumluk deneylerinde rastlanan, medyumun vücudunun tümünün veya bir bölümünün geçici olarak maddi özelliklerini kaybetmesi, ortadan kaybolması.
Ortadan kaybolan şeyin herhangi bir eşya olması durumunda fenomen aspor (asport) adını alır. Kaybolan eşyaların kimi zaman başka yerlerde ortaya çıktıkları ileri sürülür.
Transfigürasyon Nedir?
Transfigürasyon, metapsişik terminolojide kullanılan bir terim olup, ruhsal irtibat sırasında medyumun yüz hatlarının ve tavırlarının değişmesine verilen addır. Bu olayda medyum irtibatta bulunduğu bedensiz varlığın son bedenlenmesindeki (reenkarnasyonundaki) özelliklerini yansıtacak biçimde değişir, tümüyle başkalaşır.
Kimi hallerde sesinin de değiştiği görülür. Bu tür olaylara kimi yazarlarca posesyon olarak, Spiritüalizm’de ise “enkarnasyon medyumluğu” olarak adlandırılan, bedensiz varlığın medyumun bedenine tam anlamıyla hakim olduğu durumlarda rastlanır.
Antik çağda Yakındoğu ve Ege havzasındaki trans uygulamalarında genellikle bu tür bir medyumluk sözkonusu olmuştur. Obsesyona yakalanma tehlikesinin çok yüksek olduğu bu medyumluk türü halen Afrika ve Latin Amerika tapınaklarındaki (kültlerindeki) ayinlerde görülmektedir.
Transfigürasyon sözcüğü kimi yazarlarca İsa Peygamber’in çarmıha çakılmasına ilişkin bir iddiayı dile getirmek üzere de kullanılmaktadır. Gnostisizm zamanından günümüze kadar süregelmiş, pek inandırıcı bulunmayan bu iddiaya göre, çarmıha çakılan kişi İsa Peygamber’in kendisi değildi, yüzü onun yüzüne dönüştürülmüş başka bir kişiydi.
Kimi hallerde sesinin de değiştiği görülür. Bu tür olaylara kimi yazarlarca posesyon olarak, Spiritüalizm’de ise “enkarnasyon medyumluğu” olarak adlandırılan, bedensiz varlığın medyumun bedenine tam anlamıyla hakim olduğu durumlarda rastlanır.
Antik çağda Yakındoğu ve Ege havzasındaki trans uygulamalarında genellikle bu tür bir medyumluk sözkonusu olmuştur. Obsesyona yakalanma tehlikesinin çok yüksek olduğu bu medyumluk türü halen Afrika ve Latin Amerika tapınaklarındaki (kültlerindeki) ayinlerde görülmektedir.
Transfigürasyon sözcüğü kimi yazarlarca İsa Peygamber’in çarmıha çakılmasına ilişkin bir iddiayı dile getirmek üzere de kullanılmaktadır. Gnostisizm zamanından günümüze kadar süregelmiş, pek inandırıcı bulunmayan bu iddiaya göre, çarmıha çakılan kişi İsa Peygamber’in kendisi değildi, yüzü onun yüzüne dönüştürülmüş başka bir kişiydi.
13 Haziran 2013 Perşembe
Dedublüman Nedir?
Dedublüman, ruhçulukta, bedenli bir varlığın, bedenindeki maddelerin bir kısmını demateryalize edip, onları istediği bir biçime sokarak, başka yerlerde ortaya çıkarması” olarak tanımlanır. Daha açık bir deyişle kişinin, aynı anda iki ayrı yerde biri yoğun, diğeri süptil maddelerden oluşan iki bedene sahip olmasıdır.
Süptil maddelerden oluşmakla birlikte, dedublüman fenomeninde bu ikinci beden herkesçe görülebilir, hatta elle tutulabilir derecede yoğunlaşmış durumda olur. Teozofik terimle bu, astral bedeninyoğunlaşmış halde görülmesi olarak da tarif edilebilir.
Klasik spiritüalizmin dedublüman fenomenini perisprinin yoğunlaşması olarak açıklamasına karşın, neo-spiritüalizm dedublüman fenomeninin perisprinin bir faaliyeti sonucunda olduğu, fakat olayda sözkonusu olan bu ikinci bedenin (dublenin) perispri olmadığı görüşündedir. Dedublüman olaylarına en sık, sufilerde rastlandığı ileri sürülür. Dedublüman bilokasyon fenomeninin bir türü olarak sınıflandırılır.
Süptil maddelerden oluşmakla birlikte, dedublüman fenomeninde bu ikinci beden herkesçe görülebilir, hatta elle tutulabilir derecede yoğunlaşmış durumda olur. Teozofik terimle bu, astral bedeninyoğunlaşmış halde görülmesi olarak da tarif edilebilir.
Klasik spiritüalizmin dedublüman fenomenini perisprinin yoğunlaşması olarak açıklamasına karşın, neo-spiritüalizm dedublüman fenomeninin perisprinin bir faaliyeti sonucunda olduğu, fakat olayda sözkonusu olan bu ikinci bedenin (dublenin) perispri olmadığı görüşündedir. Dedublüman olaylarına en sık, sufilerde rastlandığı ileri sürülür. Dedublüman bilokasyon fenomeninin bir türü olarak sınıflandırılır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)